29 Nisan 2008

LES ENFANTS DU SIECLE (AŞKIN BÜYÜSÜ)


Bu filmi görmediyseniz hiç aşk filmi izlemediniz demektir! Evet çok iddialı gibi gelebilir bu sözüm; ama inanın tüm içtenliğimle söylüyorum. Bu filmin her karesinde aşkın gerçekliğini, tutkunun nasıl bir bağımlılığa dönüşebildiğini, özgürlüğün kimi zaman nasıl en büyük esaret olduğunu göreceksiniz... Aşkı, devrimi, tutkuyu iliklerinizde hissedeceksiniz... Güvenin bana!


Yönetmen : Diane Kurys
Senaryo : Murray Head
Yapım : 1999, Macaristan
Tür : Dram

Oyuncular: Juliette Binoche, Benoit Magimel


Paris 1832, Dudaklarda yalnızca iki kelime dolaşıyordu. Romantizm ve Devrim ...3 Haziran’da öğrencilerin ayaklanmaları ile artan gerilim, sokakların kan ile kızıla boyanmasına sebep olur.Aynı gün Barones Dudevant , George Sand , ismi ile yazdığı edebi eserler için Paris’e gelmiştir. Alfred De Musset ise henüz 23 yaşında sivri dilli ve oldukça yetenekli bir grup serseri şairin en iyisidir. Bu gençler hayatlarını yaşadıkları kaos içinde kaybetmiş, umutsuz, idealleri ve beklentileri olmayan insanlardır. Alfred babasının kolera olduğunu öğrenir , fakat eve döndüğünde babasını sağ görebilmek için çok geç kalmıştır. Arkadaşlarının yanına içinde çok büyük bir suçluluk duygusu ile geri dönmüş ve bir daha asla hiç kimseyi sevemeyeceğine kanaat getirmiştir.Zaman geçmekte ve Alfred muhteşem eserler ortaya koymaktadır. George Sand ise frijitliği işlediği kitabı Lelia’yı henüz bitirmiştir. Yayıncısı ona kitaptan erotik bölümleri toplum içinde okumasını önerir. Fakat bu okumalar tam bir felakettir... Ona destek olan ve yardım elini uzatan tek kişi ise Alfred De Musset’tir.İki yazar onları birbirlerine bağlayan edebiyatı fırsat bilerek görüşmeye devam ederler. Aslında aralarındaki aşk gün geçtikçe daha da tutkulu bir hal alır... Fakat Alfred’in annesi Madam De Musset oğlunun evli bir kadınla olan ilişkisini onaylamamaktadır.George Sand ise hayatını her ne olursa olsun kadını toplumda hak ettiği yere getirmeye adamıştır. Musset ise ölümle bile flört etmek için yaratılmıştır. Bir ortak yönleri vardır o da edebiyat...Fakat yaşadıkları aşk onları öyle bir duruma getirir ki, artık onlarda ne istediklerini ve yazdıklarının kendi hayatlarımı yoksa hayal güçleri mi olduğunu anlayamamaktadırlar.

26 Nisan 2008

SEVGİLERDE

Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.
Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya herşeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı
Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telaşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.
Gizli bahçenizdeAçan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuzYahut vakit olmadı.
BEHÇET NECATİGİL

22 Nisan 2008

BİR AYRILIŞ HİKAYESİ


Erkek kadına dedi ki:

-Seni seviyorum, ama nasıl?
avuçlarımda camdan bir parça gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya,
çıldırasıya...
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl?
kilometrelerce derin, kilometrelerce dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beşyüz
yüzde hudutsuz kere yüz...
Kadın erkeğe dedi ki:
-Baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
Şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana...
Ve artık
biliyorum:
Toprağın
Yüzü güneşli bir ana gibi
En son, en güzel çocuğunu emzirdiğini...

Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olanın parmaklarına
başımı kurtarmam kâbil
değil!
Sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak...

Sen
yürümelisin,
beni bırakarak...

Kadın sustu.

SARILDILAR

Bir kitap düştü yere...
Kapandı bir pencere...

AYRILDILAR...

Nazım Hikmet Ran

20 Nisan 2008

KADINLAR

Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya... En az erkekler kadar yani! Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir. Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe! İşte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır. Gözleri buğulanır kadının sonra. Ağlamayacağım, der içinden. Ama engel olamaz işte... Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır.. Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın. İnce ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli... Ve kadın ağlar; hem de çok!Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar kadınları. Her damla bir derstir çünkü... Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan, ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler. Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler. İçlerindeki zehirdir onları öldüren!.. Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler yaralarındaki! Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları. Dönüşmemesi lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar. Zaman geçer sonra. Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. Sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir. Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı... Çok ağlayan kadınlar, birçok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür. Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden... Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan... İnsanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye; hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar. Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çokağladılar ki! Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar. Çünkü biliyorlar kisarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman! Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların. E o zaman niye sarılsınlar ki!Niye sarılalım ki! Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur. Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır. Bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır. Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır. O da kim, ne diye sormayın artık... Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü!
Yılmaz Erdoğan...